Küresel Isınma ve İklim Krizi

Küresel Isınma ve İklim Krizi

 

19. yüzyılın ortalarından beri, iklimdeki doğal değişebilirliğe ek olarak, sanayinin gelişmesiyle birlikte ilk kez insan etkinliklerinin de iklimi etkilediği yeni bir döneme girildi. Sanayi devrimiyle birlikte, özellikle fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma ve sanayi süreçleri gibi çeşitli insan etkinlikleri ile atmosfere salınan sera gazlarının atmosferdeki birikimlerindeki hızlı artışa bağlı olarak ve şehirleşmenin de katkısıyla doğal sera etkisinin kuvvetlenmesi sonucunda, yeryüzünde ve atmosferin alt bölümlerinde (alt troposfer) görülmeye başlanan sıcaklık artışına “küresel ısınma” adı verilmektedir.

Yerkürenin beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan ve ısı dengesini düzenleyen sürece doğal “sera etkisi” denilmektedir.

İnsan aktiviteleri sonucu olarak 1750’li yıllarından itibaren karbondioksit, metan, diazot monoksit ve kloroflorokarbonların küresel atmosferik konsantrasyonunda belirgin bir artış gözlenmektedir.

dünya fotoğraf


Buradan yola çıkarak “EKOLOJİK” bilgi, düşünce ve eylemlerimiz ile doğayı korumak gerekliliği günümüzde bir zorunluluktur.

Daha az tüketmek sadece toprağa değil tüm gezegene iyi geliyor.


Karbon ayak izi?

karbon


Karbon Ayak İzi, üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsüdür.

Karbondioksit cinsinden ölçülen karbon ayak izi iki ana eksen etrafında oluşur. Bireysel karbon ayak izimiz doğrudan ve dolaylı oluşabilmektedir.

Doğrudan oluşturduğumuz Karbon ayak izi; evsel enerji tüketimi ve ulaşım dahil olmak üzere fosil yakıtlarının yanmasından dolayı ortaya çıkan doğrudan karbondioksit emisyonlarının ölçüsüdür.

Dolaylı Karbon ayak izi ise kullandığımız ürünlerin tüm yaşamın döngüsünden bu ürünlerin imalatı ve en sonunda bozulmalarıyla ilgili olan dolaylı karbondioksit emisyonlarının ölçüsüdür.

 

Karbon ayak izimizin büyüklüğü çevreye ve doğaya verdiğimiz bireysel zararın da net bir göstergesidir.

Doğrudan Sebep Olduğumuz Karbon Ayak İzi Nasıl Küçültülür?

  • Bireysel olarak kullandığımız araçların motor gücü düşük olmalıdır.
  • Yürüyerek gidilebilecek mesafeler yürünerek kat edilmelidir. Uygun şartlar varsa bisiklet kullanmak da karbon ayak izimizi küçültmek için çok iyi bir çözümdür. Hiç birinin mümkün olmadığı durumlarda toplu taşıma araçları tercih edilmelidir.
  • Arabayla işe gitmek mecburiyeti varsa arabalar dönüşümlü olarak paylaşılmalıdır.
  • Motorlu araçlarınızı uygun hızda ve devirde kullanarak ve takip mesafesini koruyarak, aşırı gaza yüklenmek ve sık sık frene basarak ürettiğiniz karbondioksit gazını en aza indirebilirsiniz. Ayrıca bu dengeyi kurarak önemli miktarda yakıt tasarrufu da sağlamış olursunuz.
  • Karbon ayak izinin küçültülmesi açısından doğada çözünmeyen ambalaj malzemeleri kullanımını da azaltmak gerekmektedir. Üretim ve tüketim aşamasında gereksiz miktarda ambalaj malzemesi kullanılmasının önüne geçilerek atıklar azaltılabilir.
  • Bitkisel ve hayvansal artıkların çöpe atılması yerine bahçe ve park alanlarında tabii gübre olarak kullanılmasını teşvik etmek doğaya pozitif katkı sağlar.
  • Uygun iklim koşullarının bulunduğu yerlerde ısınmak için doğalgaz yerine ısınmak güneş enerjisi kullanmak karbon ayak izimizi küçültmek açısından çok önemli rol oynar. Bu yolla doğal gaz fatura tutarları yılda yüzde 70 oranında azaltılabilir. Bununla birlikte kaloriferlerin petek ısıları en alt düzeyde tutulmalı, iyi bir ısı yalıtımı yapılmalıdır.
  • Elektrik tüketiminde yenilenebilir enerjiler tercih edilmeli, A+++buzdolapları, klima cihazları kullanılmalıdır.
  • Seyahatlerde mümkün olduğunca toplu taşıma araçları tercih edilmelidir. Özellikle kısa mesafeler için, tatillere ve iş gezilerine uçakla gitmek yerine, yerel otobüs ve tren hizmetlerini kullanmak karbon ayak izimizi küçültmek açısından önemli değer taşır.

 

Dolaylı Olarak Sebep Olduğumuz Karbon Ayak İzi Nasıl Küçültülür?

  • Satın aldığınız ürünlerin nerelerde üretildiği ve üretimde hangi maddelerin kullanıldığı göz önünde bulundurulmalıdır. İmalatında ve ulaştırılması aşamasında yüksek oranda karbon salımı olan ürünlerden mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

Örneğin bir çok ilimizde musluk suları içilebilir nitelikte olmasına rağmen şişelenmiş sular tercih edilmektedir. Bu suların transferi zaten fazlasıyla karbon salınımı yaratmaktadır, bir de buna şişeleme veya geri dönüşümden kaynaklanan emisyonlar eklendiğinde çevreye nasıl çok yönlü zarar verdiğimiz ortaya çıkar.

Aynı şeyler ambalaj tercihi ile de olabilmektedir. Örneğin alüminyum ve cam bir ambalajın üretimi birlikte değerlendirildiğinde cam ürün, hem üretim aşamasında daha az oranda kimyasalın açığa çıkmasına sebep olurken hem de geri dönüşüm açısından doğaya daha az zarar vermektedir.

  • Tükettiğimiz ürünlerin uzak mesafelerden gelenlerinden kaçınmalı, yerel ürünleri tüketmeye özen göstermeliyiz.

Çevre açısından verilebilecek en iyi karar tabii ki imkanlar ölçüsünde meyve ve sebzeleri kendi bahçemizde yetiştirebilmektir. Permakültür uygulamaları, bu konuda basit ve uygulanabilir çözümler getirmektedir. Örneğin; bir elma ağacı dikildiğinde hem birçok meyve elde edilmiş, hem de ağaçlar atmosferdeki karbon miktarının azalmasına katkıda bulunulmuş olunur.

  • Fazla ya da doğada bozulmayan ambalajların kullanıldığı ürünlerden uzak durulmalıdır. Örneğin; yumurta alırken köpük ambalaj yerine karton veya mukavvadan yapılmış doğada çabuk çözünebilecek ambalajlı ürünler tercih edilmelidir.

Doğanın ve çevrenin korunması adına hepimizin karbon ayak izimizi küçültmek konusunda üzerimize düşen konulara dikkat ederek temiz bir çevre ve doğada yaşayabilir ve evlatlarımıza bu eşsiz mirası bırakabiliriz.

Su ayak izi

su ayak

İlk kez 2002 yılında ortaya atılan Su Ayak İzi kavramı, doğrudan tüketilen sudan çok daha fazlasını ifade ediyor.

Yeme, içme, temizlik, kişisel bakım gibi ihtiyaçlarımız için kullandığımız su, buz dağının sadece görünen yüzü.

Kullandığımız ürünler üretilirken hatırı sayılır miktarda su tüketiliyor.

Sudaki ayak izimiz de tüm bu kriterler hesaba katılınca ortaya çıkıyor. 

Hesaplama yöntemi karmaşık gibi görünse de, WWF-Türkiye’nin kahve örneği okunduğunda, bir fincan kahve için niye bir bardak sudan çok daha fazlasına ihtiyaç duyulduğu anlaşılıyor. Kahvenin yolculuğu aşağıdaki adımlardan oluşuyor:

Kahve bitkisinin yetiştirilmesi,

Hasadın yapılması,

Rafine edilmesi,

Nakliyesi,

Kahve çekirdeklerinin paketlenmesi,

Kahvenin satılması,

Kahvenin fincana doldurulması.

 

Kahvenin masamıza gelmesi için gereken su miktarı tam 140 litre. (Yine WWF-Türkiye’nin paylaştığı rakamlara göre kahvenizi kâğıt bardakta, süt ve şekerle içmek isterseniz, bu miktar 208 litreye çıkıyor.

Tercihinizi çaydan yana kullanırsanız yaklaşık 30 litre suyu gözden çıkarmanız gerekiyor.

Bir adet sade pizza 1260 litre,

bir kg sığır eti 16 bin litre,

100 gramlık çikolataysa 1700 litre su anlamına geliyor.

Tabii ki iş sadece gıdayla sınırlı değil. Giydiğimiz gömlekten kullandığımız bilgisayara, üzerine yazdığımız kağıttan ısınmak için tükettiğimiz enerjiye kadar her şey suda ayak izi bırakıyor. 

 

Dünyanın en büyük üretim güçlerinden Çin’in su ayaz izi kişi başına yılda yaklaşık 700 m3. Dünyanın en büyük tüketicisi ABD’de ise bu rakam 2500 m3

Ülkemizin kişi başına yılllık su ayak izi 2000 m3’e yaklaşıyor.

Türkiye’de üretim ve tüketimin %80’i iç su kaynaklarına dayandığı için su kaynaklarının sürdürülebilirliği ülke ekonomisini doğrudan etkiliyor.

Peki bireysel ve toplumsal olarak su ayak izimizi küçültmek için neler yapmamız gerekiyor?

Öncelikle ev ve ofislerimizde su tasarrufuna yardımcı olan uygulamaları benimsememiz şart. Suyun sürdürülebilirliğine destek verecek bu tip günlük alışkanlık değişikliklerinin, kısa vadede faturalarımızı da hafifleteceğini unutmayalım. 

Daha sonra biraz daha büyük çaplı düşünerek su ayak izimize ve doğa üzerindeki etkimize odaklanabiliriz. Kullandığımız ürünleri bilinçli seçerek, atıklarımızı geri dönüştürerek, sadece su değil enerji tasarrufuna da dikkat ederek; özetle sürdürülebilir bir hayat kurarak sudaki ayak izimizi azaltmak mümkün. 

Türkiye’de suyun yüzde 11’i sanayide, yüzde 15’i evlerde ve yüzde 74’ü tarımda kullanılıyor. Bu nedenle üretim ve tarımdaki verimlilik projelerine de özel önem vermek gerekiyor. 

Su tüketiminde aslan payını tarımsal üretimin almasının sebebi, vahşi sulama yöntemleri. 

Tarımda kullanılan suyun;

yüzde 75’i salma sulama,

yüzde 17’si yağmurlama ,

yüzde 8’i damla sulama 

şeklinde tüketiliyor.

Tarımsal üretimde damla sulama gibi yöntemlerin kullanılması sadece su tasarrufuna değil pek çok farklı alanda iyileşmeye yol açıyor. Damla sulama yöntemiyle, salma sulamadakiyle aynı miktarda su kullanılarak üç kata kadar fazla alan sulanabiliyor. Böylece susuzluktan nadasa bırakılan tarım alanları üretime kazandırılıyor, verim artıyor. Tarımda suyun akıllı kullanımı toprakların tuzlanmasını ve erozyonu da önlüyor.

Sanayide suyun verimli kullanılmasıysa, birbiriyle ilişkili pek çok sektörde tasarrufu tetikliyor. Su, üretimde en önemli girdilerden birini oluşturuyor. 

Bir sayfa kağıt üretmek için 10 litre su tüketiliyor. 

500 gram plastiğin sudaki ayak iziyse tam 91 litre.

 

Günlük hayatta kullandığımız hiçbir ürün yok ki, üretiminde su kullanılmamış olsun.

 İşte tüm bu nedenlerden dolayı, üretimde suyun sürdürülebilir kullanımına dikkat etmek gerekiyor.

Üretim, tüketim ve daha önemlisi yaşam için vazgeçilmez olan suyun varlığı, sürdürülebilir kalkınmanın da ayrılmaz bir şartı.

Geleceğe ümitle bakmak için tüm tercihlerimizi suyun verimli kullanımına göre düzenlemeliyiz.

Yeryüzündeki suyun miktarı artmayacak ama mevcut suyu doğru kullanarak, suyla barış içinde geçireceğimiz yılların sayısını artırabilir, gelecek nesillere daha mavi bir dünya bırakabiliriz.

Not: Yazıda kullanılan Su Ayak İzi’yle ilgili bilgiler için WWF-Türkiye ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı işbirliğiyle hazırlanan Türkiye’nin Su Ayak İzi Raporu, Water Footprint Network ve Birleşmiş Milletler verileri kullanılmıştır.

Toprak Ayak izi

toprak

Toprak ayak izi, tükettiğimiz ürün ve hizmetlerle gezegene ne kadar baskı yaptığımızı ifade ediyor.

Toprak ayak izi hesaplanırken, tıpkı su ayak izi gibi, sadece ülke içinde yapılan üretim değil, ithalat yoluyla karşılanan tüketim de dikkate alınıyor. Bu nedenle, toprak ayak izinin hesaplanmasıyla, ülkelerin kendi toprakları dışında başka ülkelerdeki toprağa ne kadar ihtiyaç duydukları da ortaya çıkmış oluyor.

TEMA Vakfı’nın paylaştığı bilgilere göre bir ülkenin hayvansal ürün tüketimi, motorlu taşıt kullanımı, sanayi ürünü tüketimi, şehirleşme için kullandığı araziler, toprak ayak izinin büyümesine katkıda bulunan önemli unsurlar arasında yer alıyor. 

Ne kadar çok tüketirsek toprak ayak izimiz de o kadar büyüyor.

Bu nedenle daha az tüketmeye yönelik alışkanlık değişiklikleriyle toprak ayak izimizi kontrol altında tutmamız gerekiyor. Üstelik daha az tüketmek, daha az atık üretmek anlamına geldiği için sadece toprak üzerinde değil su, hava ve iklim değişikliği üzerinde de olumlu etki yapıyor. 

Toprak ayak iziyle ilgili daha fazla bilgi için Sustainable Europe Research Institute’ün yayınladığı raporu inceleyebilirsiniz.

 

Plastik Ayak İzi

plastik


Dünyada her 1 dakikada 1 milyon plastik şişenin satın alındığını biliyor muydunuz?

Peki, yılda 500 milyar plastik poşet kullanıldığından haberiniz var mı?

Okyanusları her yıl 8 milyon ton plastiğin kirlettiğini ve dakikada okyanuslara karışan atık plastik miktarının bir çöp kamyonu büyüklüğünde olduğunu duymuş muydunuz?

Yaşamın vazgeçilmezi olan plastikler, maalesef çevre kirliliğini de artırıyor.

Plastikler  günümüzde cep telefonundan uçağa, gözlükten ilaç kutusuna, diş fırçasından yapay kalp kapakçıklarına kadar hayatımızın her alanında vazgeçilmeyecek bir yere sahip.

Hayatımıza konfor, kolaylık, hız ve kalite sağlayan plastikler, yanlış  ve aşırı kullanım nedeniyle çevre kirliliği sorunlarına neden oluyor. Her birimiz kullandığımız ve attığımız plastikler ile  ‘Plastik Ayak İzi’ne yol açıyoruz. 

Peki, plastik ayak izimizi azaltmak mümkün mü?

Plastik Ayak İzini Azaltmak İçin

Kullandığımız plastiklerin yarısı tek kullanımlık ve atılan ürünlerdir.

–       Plastik yerine paslanmaz çelik çatal, kaşık ve bıçak kullanalım. Şimşir, bambu, cam da buna alternatif oluşturmaktadır.

–       Plastik pipet kullanımından vazgeçelim. Buğday vb. çevreci malzemelerden yapılmış pipetler üretiliyor.

–       Alışverişe giderken yanımıza file veya pamuklu bez alışveriş çantaları alalım.

–       Ofisimizde plastik ya da içi plastik film kaplı karton bardaklar yerine kendi bardaklarımızı götürerek çayımızı, kahvemizi tüketelim.

–       Plastik şişeden su içmek yerine; cam bir su kabı ya da matara edinelim.

–       Biyobozunur veya daha iyisi bambu diş fırçası tercih edelim.

–       Bulaşık ve çamaşır deterjanları ile sıvı sabunlarımız ekolojik olsun, ambalajları geri dönüştürülebilir olsun.

–       Kulak temizleme çubuklarının plastik olanını değil, ekolojik olanını ihtiyacımız kadar kullanalım.

–       Plastik ambalajları kullandıktan sonra geri dönüşüme göndermeden önce evimizde yeniden nasıl değerlendirebileceğimize bakalım.

–       Kullandığımız plastikleri sadece birer atık olarak görmeyelim. Plastiklerin döngüsel ekonomide geri dönüşümün en önemli hammaddelerinden biri olduğunu bilerek, atık endüstrimiz için geri dönüşüm kutularına atalım.

–       Alışveriş yaparken plastik kutulara koyulan açık ürünler yerine kese kağıdı veya karton kutu talep edelim veyahut kendi kavanozumuzu götürelim.

Ekolojik Ayak İzi

ekolojik

 İnsanın gezegendeki ekosistemler üzerindeki etkisini ölçmek için kullanılan temel bir sürdürülebilirlik göstergesi olarak Global Footprint Network tarafından geliştirilmiş bir kavram ve metodolojidir.

Bu gösterge, doğa üzerinde insan faaliyetleri sonucunda oluşan talep ile doğal kaynak arzı arasındaki dengeyi inceler.

 Talep ve arz arasındaki ilişkinin analizi, doğal kaynakların kendini yenileme sınırı içerisinde kullanıp kullanılmadığını ortaya koyuyor, bu dengesizliğin giderilmesi için etkili ve uygulanabilir çözümlere bilimsel zemin oluşturulması imkanı sağlıyor.

Üretimin Ekolojik Ayak İzi

Bir ülkeden ya da bir coğrafi bölgeden sağlanan biyolojik kapasitenin kullanımını ifade eder. Bu göstergenin, aynı alan içindeki mevcut biyolojik kapasite ile kolayca karşılaştırılmasıyla yerel/ulusal/küresel bir “sürdürülebilirlik ölçütü elde etmek mümkündür: Bir yerdeki üretimin Ekolojik Ayak İzi’nin, biyolojik kapasiteyi aşması, oradaki doğal kaynakların sürdürülebilir olmayan biçimde kullanıldığı anlamına gelir.

 

 

slogan